Enerjiden "Enerji" Almak

Türkiye’nin kapısına dayandığı ileri sürülen elektrik kesintileri olasılığı gerek kamunun ve gerekse özel sektörün tüm ilgisini enerjiye yöneltmesine yol açmış bulunuyor. İş dünyası, yatırım dosyasının bir numarasına enerjiyi koymuş durumda. Gerek dağıtımına ve gerekse üretimine dönük hemen her büyük şirketin bu konuda projesi bulunuyor.
Küresel ısınma, tüm dünya gibi Türkiye’nin de 2007 yılında en çok konuştuğu konulardan biri idi. Özellikle ılık ve yağışsız geçen kışın ardından gelen yaz aylarında, susuz kalma endişesini hemen herkes hissetti.
Ancak küresel ısınma sadece susuzluk ve kuraklık ile bağlantılı olarak gündemi işgal etmedi. Asıl olarak sınırlı kaynakların hoyratça kullanılması nedeni ile bozulan doğal dengenin yeniden nasıl sağlanacağı sorusuna yanıt aranıyordu ki bu bizi dünyanın artan enerji ihtiyacı gerçeği ile karşı karşıya bırakıyor. Evet, enerjinin ülkeler için önemi geçmişten bugüne sürekli olarak artıyor. Buna bağlı olarak enerji fiyatları da siyasi gelişmelere ve doğal afetlere yönelik daha duyarlı hale geliyor. Bugün petrol fiyatlarının 100 doları zorluyor olmasında Çin ve Hindistan gibi devlerin yarattığı enerji açlığı kadar, ABD’nin Ortadoğu politikasının ve hatta ABD’deki Katrina Kasırgası’nın etkisini göz ardı etmemek gerek.
Teknolojik gelişmeler ve üretim imkanlarının geldiği bugünkü düzeyde hemen her şeyin bollaştığı dünyamızda su gibi, enerji gibi kaynakların kıtlığının etkisi daha fazla hissediliyor ve bu durum enerji alanındaki stratejileri daha da önemli kılıyor. Arz-talep dengesizliği Özellikle Türkiye gibi hızlı büyüyen ve buna karşılık enerji üretim kaynakları ile enerjiye olan ihtiyacı arasında bir türlü paralellik oluşturamayan, ithalatçı konumundaki ülkeler için enerji; sadece ekonomik bir kaynak ihtiyacı olmaktan çok öteye geçiyor. Türkiye’de enerji sektöründe görülebilecek her hangi bir sıkıntının ulusal güvenliği tehdit eden bir unsur olarak algılandığını söylemek pek de yanlış olmaz.
Bu nedenle enerji alanındaki otoritelerin hep söylediği gibi Türkiye’nin kısa, orta ve uzun vadeli, süreklilik arz eden ve çok yönlü enerji stratejilerinin, buna bağlı olarak da geliştirdiği enerji politikalarının olması şart. Türkiye’nin enerji ihtiyacı sürekli olarak artıyor ve eğer gerekli yatırımlar yapılmazsa enerji krizinin birkaç yıl içinde kapımızı çalacağı öngörülüyor. Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu (EPDK), Türkiye’ nin düşük talep artış senaryosuna göre yıllık enerji talep hızı yüzde 6.3, yüksek talep artışı senaryosuna göre de talep artış hızının yüzde 8.4 olarak gerçekleşeceğini hesaplıyor. Bu durumda mevcut kaynaklarla Türkiye’nin 2009-2010 yıllarında enerji alanında arz-talep dengesizliği yaşaması kaçınılmaz görünüyor.
"Yüzde 70 Dışa Bağımlıyız" Yine EPDK’nın verilerine göre 2006 yılında ülkemizin birincil enerji kaynakları üretimi 26,8 Mtep (Milyon ton petrol değeri), genel enerji tüketimi ise 99,6 Mtep olarak gerçekleşti. Genel enerji tüketiminde yüzde 33 ile petrol en büyük payı alır~en, bunu yüzde 29 ile doğalgaz, yüzde 28 ile kömür ve geri kalan yüzde 10’luk bölümü ise hidrolik dahil olmak üzere yenilenebilir kaynaklar izledi.
2010 yılında doğal gazın payının yüzde 32 olması beklenirken, doğal gazın ve yenilenebilir enerji kaynaklarının paylarının artmasına karşılık petrolün payında hızlı bir düşüş olacağı tahmin ediliyor. Türkiye’nin şu anda enerjide dışa bağımlılığı yüzde 70’ler düzeyinde ve bunun yüzde 80’lere çıkma eğiliminde olduğu öngörülüyor. Bu nedenle Enerji Bakanlığı yerli kaynakların tam olarak kullanılmasını sağlamak amacıyla yatırımcıların enerji alanına yatırım yapmaları için çeşitli teşvik çalışmalarını sürdürüyor. Yerli kömür, hidrolik, petrol ve doğalgaz arama ve üretim faaliyetlerine öncelik veren Enerji Bakanlığı bu alanlarda yatırım ortamının iyileştirilmesine ilişkin çalışmalarını da sürdürüyor.
128 Milyar Dolar Yatırım Devletin enerjide dışa bağımlılığı azaltmak amacıyla sürdürdüğü önemli çalışmalar arasında nükleer enerji üretimine ilişkin düzenlemelerin tamamlanması da yer alıyor. Bu amaçla Türkiye’de 2010-2020 arası dönemde toplam, yaklaşık 5000 MW kapasiteye karşılık gelen 3 adet nükleer santralın devreye alınması planlanıyor. Bunun ile ilgili yasal düzenlemeler henüz tamamlandı.
Ancak bu alandaki uygulamaların ne şekilde sonuçlanacağı henüz belli değil. 9’uncu 5 yıllık Kalkınma Planı’na göre Türkiye’de herhangi bir enerji krizinin yaşanmaması için 2020 yılına kadar enerji sektörüne asgari 91 milyar dolar ve azami 128 milyar dolar yatırım yapılmasına ihtiyaç olduğu belirtiliyor. Bu yatırımların yüzde 80’nin elektrik enerjisine yapılması gerektiğinin altı çiziliyor.
Cazip Ülkeyiz Tüm bu rakamlarla ortaya çıkan tablo Türkiye’nin neden aynı zamanda bölgesinde enerji alanında yatırım yapılacak en cazip ülke olduğunu da gösteriyor. Enerji piyasasının liberalleştirilmesi çalışmaları kapsamında elektrik ve doğalgaz üretim ve dağıtım özelleştirme ihaleleri Türkiye’yi enerji konusunda yatırım yapılacak öncelikli ülkeler arasına koyuyor. 2007 yılının ilk aylarında elektrik dağıtım ve üretim ihaleleri için yerli ve yabancı ortaklı konsorsiyumların aşağı yukarı son şeklini aldığı aylardı. Ancak iki seçimli zor bir yıl olan 2007’de yatırımcılar planlarını ihalelerin ertelenmesi nedeni ile 2008 ve sonrasına saklamak zorunda kaldılar.
Rüzgara Rekor İlgi Ancak 2007 yılının son ayları yine enerji sektörü için hareketli aylardı çünkü bu kez Enerji Bakanlığı rüzgar enerjisi için lisans başvurusu alacağını duyuruyordu. Kasım ayına damgasını vuran konu ise rüzgar enerjisi için yapılan rekor düzeydeki lisans başvuruları idi ki yapılan başvuruların toplam kapasitesi Türkiye’nin tüm enerji ihtiyacından bile daha fazlasını karşılıyordu. Ancak sektörde Enerji Bakanlığı’nın şu ana kadar toplam 78 bin megawatlık kapasiteye karşılık gelen rüzgar enerjisi lisans başvurularının çok az bir kısmını onaylayacağı beklentisi hakim.
Enerji sektörü Türkiye’nin önde gelen kuruluşları Koç ve Sabancı Holding’in yeniden yapılanma sürecinde odaklanacakları alanların başında geliyor. Bunların dışında Zorlu Holding, Fiba Holding, Tekfen Holding, Park Holding, Çalık Grubu, Alarko Holding, Enka, Akkök Grubu da enerji yatırımlarını artıracak gruplar arasında yer alıyor.
Nükleer Çözüm Değil Yıllardır tartışmaları süren nükleer enerji santrali kurulmasına olanak veren yasanın mecliste onaylanması da 2007’nin ses getiren gelişmelerinden biriydi. Ancak uzmanlar nükleerin Türkiye’nin kısa vadeli enerji ihtiyacını gidermek için devreye koyabileceği bir yöntem olamayacağı görüşündeler. Çünkü tüm aşamaların hızla kat edilmesi halinde bir nükleer enerji santralı kurulması çalışmalarını bugün başlansa bile faaliyete geçmesi için gereken süre 8–10 yıl arasında değişiyor. Dolayısıyla nükleer eneri üretimi Türkiye için orta vadeli bir çözüm olarak görülüyor. Daha kısa vadede ise özellikle 2008’de enerji sektörünün öncelikli gündemi 2007’ de ertelenen özelleştirme ihalelerinin gerçekleşmesi, iptal edilen Petkim ihalesinin sonuçlandırılması ve yapılan rüzgar enerjisi lisans başvurularının nihayet yatırıma dönüşmesi olarak sıralanabilir.
Dünya Ekonomik Forumu’nun geçen yıl Avrupa’nın enerji güvenliği konusunda yaptığı araştırmaya göre Türkiye önümüzdeki dönemde Avrupa’da bu konuda önemli bir rol üstlenecek. Sahip olduğu coğrafi konumu sayesinde Türkiye bölgesinde bir enerji tüketicisi konumunun yanında petrol ve doğalgaz boru hatları ile giderek bir enerji tedarikçisi pozisyonuna doğru kayabilecek.
Etiketler:
enerji, petrol, kriz, doğalgaz, radrasyon, radyoaktif, madde, maden, işletme, santral, nükleer, santral, hidroelektrik, santrali, rüzgar, enerjisi,
Kaynak: Ekonomist Dergisi
Toplam Ziyaretçi Sayısı : 135 |