Enerjiden "Enerji" Almak
2008-11-19 08:11:47



Enerjiden "Enerji" Almak

Enerji 1


Türkiye’nin kapısına dayandığı ileri sürülen elektrik kesintileri olasılığı gerek kamunun ve gerekse özel sektörün tüm ilgisini enerjiye yöneltmesine yol açmış bulunuyor. İş dünyası, yatırım dosyasının bir numarasına enerjiyi koymuş durumda. Gerek dağıtımına ve gerekse üretimine dönük hemen her büyük şirketin bu konuda projesi bulunuyor.

Küresel ısınma, tüm dünya gibi Türkiye’nin de 2007 yılında en çok konuştuğu konulardan biri idi. Özellikle ılık ve yağış­sız geçen kışın ardından gelen yaz aylarında, susuz kalma endişesini hemen herkes hissetti.

Ancak küresel ısınma sadece susuz­luk ve kuraklık ile bağlantılı olarak gündemi işgal etmedi. Asıl olarak sınır­lı kaynakların hoyratça kullanılması ne­deni ile bozulan doğal dengenin yeni­den nasıl sağlanacağı sorusuna yanıt aranıyordu ki bu bizi dünyanın artan enerji ihtiyacı gerçeği ile karşı karşıya bırakıyor. Evet, enerjinin ülkeler için önemi geçmişten bugüne sürekli ola­rak artıyor. Buna bağlı olarak enerji fi­yatları da siyasi gelişmelere ve doğal afetlere yönelik daha duyarlı hale geli­yor. Bugün petrol fiyatlarının 100 dola­rı zorluyor olmasında Çin ve Hindistan gibi devlerin yarattığı enerji açlığı ka­dar, ABD’nin Ortadoğu politikasının ve hatta ABD’deki Katrina Kasırga­sı’nın etkisini göz ardı etmemek gerek.

Teknolojik gelişmeler ve üretim im­kanlarının geldiği bugünkü düzeyde hemen her şeyin bollaştığı dünyamızda su gibi, enerji gibi kaynakların kıtlığı­nın etkisi daha fazla hissediliyor ve bu durum enerji alanındaki stratejileri da­ha da önemli kılıyor. Arz-talep dengesizliği Özellikle Türkiye gibi hızlı büyüyen ve buna karşılık enerji üretim kaynakla­rı ile enerjiye olan ihtiyacı arasında bir türlü paralellik oluşturamayan, ithalat­çı konumundaki ülkeler için enerji; sa­dece ekonomik bir kaynak ihtiyacı ol­maktan çok öteye geçiyor. Türkiye’de enerji sektöründe görülebilecek her hangi bir sıkıntının ulusal güvenliği tehdit eden bir unsur olarak algılandı­ğını söylemek pek de yanlış olmaz.

Bu nedenle enerji alanındaki otori­telerin hep söylediği gibi Türkiye’nin kısa, orta ve uzun vadeli, süreklilik arz eden ve çok yönlü enerji stratejilerinin, buna bağlı olarak da geliştirdiği enerji politikalarının olması şart. Türkiye’nin enerji ihtiyacı sürekli olarak artıyor ve eğer gerekli yatırımlar yapılmazsa enerji krizinin birkaç yıl içinde kapımızı çalacağı öngörülüyor. Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu (EPDK), Türki­ye’ nin düşük talep artış senaryosuna göre yıllık enerji talep hızı yüzde 6.3, yüksek talep artışı senaryosuna göre de talep artış hızının yüzde 8.4 olarak ger­çekleşeceğini hesaplıyor. Bu durumda mevcut kaynaklarla Türkiye’nin 2009-­2010 yıllarında enerji alanında arz-ta­lep dengesizliği yaşaması kaçınılmaz görünüyor.

"Yüzde 70 Dışa Bağımlıyız"
Yine EPDK’nın verilerine göre 2006 yılında ülkemizin birincil enerji kaynakları üretimi 26,8 Mtep (Milyon ton petrol değeri), genel enerji tüke­timi ise 99,6 Mtep olarak gerçekleşti. Genel enerji tüketiminde yüzde 33 ile petrol en büyük payı alır~en, bunu yüz­de 29 ile doğalgaz, yüzde 28 ile kömür ve geri kalan yüzde 10’luk bölümü ise hidrolik dahil olmak üzere yenilenebi­lir kaynaklar izledi.

2010 yılında doğal gazın payının yüzde 32 olması beklenirken, doğal ga­zın ve yenilenebilir enerji kaynaklarının paylarının artmasına karşılık petrolün pa­yında hızlı bir düşüş olacağı tahmin edili­yor. Türkiye’nin şu anda enerjide dışa bağımlılığı yüzde 70’ler düzeyinde ve bunun yüzde 80’le­re çıkma eğiliminde olduğu öngörülü­yor. Bu nedenle Enerji Bakanlığı yerli kaynakların tam olarak kullanılmasını sağlamak amacıyla yatırımcıların enerji alanına yatırım yapmaları için çeşitli teşvik çalışmalarını sürdürüyor. Yerli kömür, hidrolik, petrol ve doğalgaz arama ve üretim faaliyetlerine öncelik veren Enerji Bakanlığı bu alanlarda ya­tırım ortamının iyileştirilmesine ilişkin çalışmalarını da sürdürüyor.

128 Milyar Dolar Yatırım
Devletin enerjide dışa bağımlılığı azaltmak amacıyla sürdürdüğü önemli çalışmalar arasında nükleer enerji üre­timine ilişkin düzenlemelerin tamam­lanması da yer alıyor. Bu amaçla Türki­ye’de 2010-2020 arası dönemde toplam, yaklaşık 5000 MW kapasiteye karşılık gelen 3 adet nükleer santralın devreye alınması planlanıyor. Bunun ile ilgili yasal düzenlemeler henüz tamamlandı.

Ancak bu alandaki uygulamaların ne şekilde sonuçlanacağı henüz belli de­ğil. 9’uncu 5 yıllık Kalkınma Planı’na göre Türkiye’de her­hangi bir enerji krizinin yaşanmaması için 2020 yılına kadar ener­ji sektörüne asgari 91 milyar dolar ve azami 128 milyar dolar yatırım yapılmasına ihti­yaç olduğu belirtiliyor. Bu yatırımların yüzde 80’nin elektrik enerjisine yapılması gerekti­ğinin altı çiziliyor.

Cazip Ülkeyiz
Tüm bu rakamlar­la ortaya çıkan tablo Türkiye’nin ne­den aynı zamanda bölgesinde enerji alanında yatırım yapılacak en cazip ülke olduğunu da gösteriyor. Enerji piya­sasının liberalleştirilmesi çalışmaları kapsamında elektrik ve doğalgaz üre­tim ve dağıtım özelleştirme ihaleleri Türkiye’yi enerji konusunda yatırım ya­pılacak öncelikli ülkeler arasına koyu­yor. 2007 yılının ilk aylarında elektrik dağıtım ve üretim ihaleleri için yerli ve yabancı ortaklı konsorsiyumların aşağı yukarı son şeklini aldığı aylardı. Ancak iki seçimli zor bir yıl olan 2007’de yatı­rımcılar planlarını ihalelerin ertelen­mesi nedeni ile 2008 ve sonrasına saklamak zorunda kaldılar.

Rüzgara Rekor İlgi
Ancak 2007 yılının son ayları yine enerji sektörü için hareketli aylardı çünkü bu kez Enerji Bakanlığı rüzgar enerjisi için lisans başvurusu alacağını duyuruyordu. Kasım ayına damgasını vuran konu ise rüzgar enerjisi için yapı­lan rekor düzeydeki lisans başvuruları idi ki yapılan başvuruların toplam ka­pasitesi Türkiye’nin tüm enerji ihtiya­cından bile daha fazlasını karşılıyordu. Ancak sektörde Enerji Bakanlığı’nın şu ana kadar toplam 78 bin megawatlık kapasiteye karşılık gelen rüzgar enerjisi lisans başvurularının çok az bir kısmını onaylayacağı beklentisi hakim.

Enerji sektörü Türkiye’nin önde gelen kuruluşları Koç ve Sabancı Hol­ding’in yeniden yapılanma sürecinde odaklanacakları alanların başında geli­yor. Bunların dışında Zorlu Holding, Fiba Holding, Tekfen Holding, Park Holding, Çalık Grubu, Alarko Hol­ding, Enka, Akkök Grubu da enerji yatırımlarını artıracak grup­lar arasında yer alıyor.

Nükleer Çözüm Değil
Yıllardır tartışmaları süren nükleer enerji santrali kurulmasına olanak veren yasanın mecliste onaylanması da 2007’nin ses getiren gelişmelerinden biriydi. Ancak uzmanlar nükleerin Türkiye’nin kısa va­deli enerji ihtiyacını gidermek için devre­ye koyabileceği bir yöntem olamayacağı görüşündeler. Çünkü tüm aşamaların hız­la kat edilmesi halinde bir nükleer enerji santralı kurulması çalışmalarını bugün başlansa bile faaliyete geçmesi için gereken süre 8–10 yıl arasında değişiyor. Dolayısıyla nükleer eneri üretimi Türkiye için orta vadeli bir çözüm olarak görülüyor. Daha kısa vadede ise özellikle 2008’de enerji sektörünün öncelikli gündemi 2007’ de ertelenen özelleştirme ihaleleri­nin gerçekleşmesi, iptal edilen Petkim iha­lesinin sonuçlandırılması ve yapılan rüz­gar enerjisi lisans başvurularının nihayet yatırıma dönüşmesi olarak sıralanabilir.

Dünya Ekonomik Forumu’nun geçen yıl Avrupa’nın enerji güvenliği konusun­da yaptığı araştırmaya göre Türkiye önü­müzdeki dönemde Avrupa’da bu konuda önemli bir rol üstlenecek. Sahip olduğu coğrafi konumu sayesinde Türkiye bölge­sinde bir enerji tüketicisi konumunun ya­nında petrol ve doğalgaz boru hatları ile giderek bir enerji tedarikçisi pozisyonuna doğru kayabilecek.

Etiketler: enerji, petrol, kriz, doğalgaz, radrasyon, radyoaktif, madde, maden, işletme, santral, nükleer, santral, hidroelektrik, santrali, rüzgar, enerjisi,

Kaynak: Ekonomist Dergisi

Toplam Ziyaretçi Sayısı : 135

 
 

Makaleler

İlan ve Ürünler